iki nokta yan yana

12/5/2008 - Ayrı-lık




Sayfaları kirlettim

Duvarlarda parmak izim

Korkuları titrettim

Gelmedin… Gelemedin

 

Gururuna yenildin

Bir başına direndin

Benden yardım istemedin

Bilmedin… bilemedin

 

Dudaklarım kurudu

Gözlerimi yaş bürüdü

Güzellikler silindi

Çizmedin… Çizemedin

 

Sensizlik bin bir biçim

Yokluğunla yanar içim

Önündeydi doğru seçim

Seçmedin… Seçemedin

 

Şimdi neye yarar görsen

Mutluluktan yollar sersen

Bana o umudu versen

Çok geç kaldın gelmek için

 

 

 

 ****************************

 

 

 

 

 

Sevgilim;

Dünüm, bugünüm, geleceğim

Böyle bitsin istemezdim

Hala bir adım göremiyorum

Hiçbir çaba harcamıyorsun

Aşkımızı kurtarmak için

Çekildin köşene yine

Bir başına ağlıyorsun

Oysa omuzlarım

Her zaman sana açıktı

O güveni hissettiğimde

Tüm kederler yok olacaktı

Bunu bile yapamadın

Bir kez olsun beni

Anlamaya çalışmadın

İçimdeki boşluğun

Gün geçtikçe çoğalıyor

Zor olacak biliyorum

Seni hala seviyorum

Çok az zamanımız kaldı

Bir şeyleri kurtarmak için

Kalbim pamuk ipliğine bağlı

İki elimle tutuyorum

Aşkımızı yaşatmak için

Gün gelip kopsa bile

Bana yaşattığın bu hikaye

İnandığım tek masaldı…

 

                     Hoşça kal…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 *****************************

 

 

 

 

 

 

Satır satır, işledim seni

Yüreğimin gergefine

Sözlerimde iki hece

İsmin olan o kelime

Aklımdan çıkar mı sandın

 


*****************


Hayat kollarına taktı

Altın bilezik gibi

Tüm sevgilileri

Ve birçoğumuz bununla

Övünürdü

Ben utandım

 

 

 **********************

 

Ne ayrılıklar gördü bu yürek

Hiçbiri senin kadar koymadı

Her yeni başlangıç hoştu ama

Kimse senin gibi olmadı

 

Bir an duraksadım

Kurtarabilirim sandım

Can yakan her şeye inat

İçimi seninle yaktım

 

Saat on, uykuluyum

Beynim uyuştu çok yorgunum

Yastığa değdiğin de başım

Yine seninle sarhoşum

 

Her şeye boş verdim

Ne derslerin önemi var

Ne geleceğin

Zamanın gereklerine inat

Tüm ruhumu sana verdim

 

Haydi çek git şimdi

Kendimle baş başa bırak beni

 

************************* 

 

Zor şey kendine ihanet etmeden

Sevmek bir başkasını

Sen sevdiğin müddetçe

Çekeceksin bu acıyı

Gücün kesildiği zamanlar

Derdin nedir anlamazlar

Kışa döner tüm baharlar

İnadına yaşayacaksın

 

 ************************

 

Ne yeterdi bilir misin

Bu aşkı ayakta tutmak için

Bir parça kağıda sürülmüş rujun

Ve kokunla dolu bir zarf

Bana yollaman için

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/5/2008 - şi-i red

 

 

Zor zaman sığınağım

 

Renkler sade

Duvarlar daha bir yüksek

Deniz kötü kokuyormuş

Yeni fark ettim hayret!

 

***************

 

Hayat bu sıralar eski moda bir televizyonda gişe filmleri izlemek gibi

 

*************** 

 

Bilinçsiz bir biçimde

Biliyorum yaşamam gerekenleri

Satranç tahtasına dönmüş şehrimde

Oynuyorum hamlelerimi

 

Mesela günün ağarması, bir önceki günden belli

Peki hüzünleneceğim, hangi kitapta yazıyor

Bu kadar kusursuz gerçeklik

Canımı acıtıyor

 

*****************

 

Sen ne demek bilir misin?

Her sabah kendini yastıklara sarılmış bulmak

Sen ne demek bilir misin?

Rüyalarından ağlayarak uyanmak

Sanma sana baktığım kadar boş biriyim

Duygusuz çıkarcı bencilin tekiyim

Ben bilmez miyim sanıyorsun bir sevgilinin

Yanaklarından akan iki damla yaşın

Dünyalardan değerli olduğunu

Ama çok geç sana anlatamam kendimi

Senin gözünde ben senin teninde yolunu arayan

Hayalperestin tekiyim

 

 

**********************

 

 

 

Açık hava beni boğuyor

Kapanmalıyım dört duvar odama

Her gün daha çok yoruyor

Zincir vurmalıyım deli aklıma

Keder kendinden geçer

Doğa hep güçlüyü seçer

Dimdik ayaktayken her nefer

Yerle bir etmeye dokunuş yeter

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/5/2008 - ŞiirSel Oldu

Benimle kal

Kırık saplı bir bıçaktım ben

Seninse cümlelerin ağırdı kolyelerinden

Bileylendim sevginle

Keskin olmak neye yarar bu günah şehrinde

Bu günden başla ve yarına kadar

Bir gün daha belki

Ama dünden sonra olsun ne olursun

Ne olursun sevgilim benimle kal


Farz-ı misal

İmitasyon sevgililer

Ve farz-ı misal aşk romanlarım

Ben büyüdükçe öğrendim bazı masalları

Mutlu son arardı gözlerim

Perdenin kenarlarında

Aralanmış ışık süzülüyor odama

Işık ses çıkarsa ne hoş olurdu

En çok kırmızı için ağlardım

İmitasyon sevgililer

Ve farz-ı misal aşk romanlarım





Adam olacağız

Boş gözlerinin ortasında

Umudu bulduğumda

İşte o zaman yeniden

Diyebilirim bu ülkede

Yeşerecek fidanlar yerinden

 Veya sen bakakalmadığında

Geçen güzel bir kadının ardından

İşte o zaman anlayacağım

Sevdin, sevildin, mutlusun

Hadi git şimdi karşımdan

Gitmezsen namussuzsun!


Arada gel küçük adam

Bir şeyleri özlüyorum

Canımın acısı ondan

Kokusu geliyor burnuma

İsmini unutamam

Düşündükçe ağırlaşıyor

Etrafımda biriken duman

Gözlerimi aralıyorum işte

Toz toprak olmuş her yan

Yere mi düşmüşüm ne?

Dizim kanıyor anne

Ağlıyorum yaş akıtmadan

Beyaz bir mendil yaramı kapatan

Tekrar mermer tekrar duman?

Ne çıkar peşindeyim ne yalan

Oyun arkadaşım mı şu karşımda duran?

Sarılmak istiyorum… Sarılamam

Ne var niye sustu sesler?

Biraz daha çalsaydı şarkı

Ne çok özlemişim sizi kafesler

Çok oldu kafeslerimi gömdüm

Söyleyin bana ben ne zaman büyüdüm

Arada gel küçük adam

Gelmesen de unutamam

Sabah olup uyanmadan

Bir şans verse tanrım

Bir saatliğine çocuk olsam…


Güller

Kör gözlerin ardında neler neler?

İnler bedende tensel nameler

Gölge üstümü ört git başımdan keder

Omuzların yerlerde, yerlerde güller

Saat çalma kapıyı erken

Bir saniye daha uyanma derken

Bir kalp böylesine severken

Omuzların yerlerde gül dolu her yer


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/5/2008 - Aşk'a Başka Bakış



Birinci kısım: Aşk eşittir.

Etrafını kaplayan havanın içinde bilinçsizce yüzüyor gibiydi. Bilinçsizliğinin nedeni havanın direncinin az olması  ve genelde kuvvetli bir sirkülasyon yoksa varlığını dahi unutturmasıydı. Oysa öyle muhtaçtı ki içinde yüzdüğü havaya. Yola sürtüne sürtüne yaklaştı köşedeki sinemaya. Bir hareketlenme oldu ruhunda karşısındaki varlıktan yansıyan ışık huzmesi gözbebeklerini delip geçmiş elektriksel yükü beynine vardığında çoktan tükenmişti. Bu kadar zayıf bir sinyalden bu kadar fazla etkilenmek evrende sıkça görülen bir şey değildi. Saniyenin birkaçta birine mal olan bu değişim adamın yüz kaslarına kadar inmişti. Gerilen yanakları dudaklarının aralanmasına ve gözlerinin kısılmasına neden olmuştu Birkaç mikrogram bile kütlesi olmayan o dünyanın en değerli sıvısı gerekli organlarını uyardığında tüm vücudu anlamsız tepkiler vermeye başlamıştı. Kan basıncı yükselmiş göz bebekleri küçülmüş avuçlarının içi terlemişti. Anlamsızca elini uzattı, terleyen avuçlarının ıslaklığı kadının ellerine geçti

— Merhaba dedi. Frekansı düşük bir titreşimle

Kadının yüz kasları adamınkine benzedi dişleri göründü aynı frekansta konuştu kadın bir şeyler söyledi beraber yer değiştirmeye başladılar. Ve aralarındaki temasla sanki ortak bir momentumun parçalarıydılar artık. Bu çekim kütle ve elektriksel çekimden oldukça farklıydı. Aralarında metafiziksel bir bağ oluşmuştu.

Kimileri buna ‘’aşk’’ diyordu.


İkinci kısım: Devinim.

İki gülen yüz şimdi beton duvarlar arasında konumlanmıştı. Birbirlerine odaklanmış gözlerinde geçmişe dair hatıralar canlanıyordu. En yakın hatıra öyle uzak bir mevsime aitti ki birkaç anlık görüntü belirip kaybolunca fonda yine o güzel gülümseme kalıyordu. Konuşmaya boş verdiler. Çünkü birbirlerini anlamaları için titreşimler yaymalarına gerek kalmamıştı . Onun yerini titreyen bedenlerinin yaydığı tensel sesler almıştı. Adam kadına yaklaştı konuşacak gibi oldu ama konuşmadı dudaklarıyla kadının dudaklarına dokundu. Tüm benliği birkaç santimetrekare alandaki bu dokunuşa odaklanmıştı En ufak bir kıpırtı bile iki farklı bedende büyük ve karmaşık reaksiyonlara neden oluyor, bu reaksiyonların sonucunda bazen bir irkilme bazense refleks olarak geri çekilme yaşanıyordu.

Dikey konumda olan bedenleri şimdi yatağın üzerinde yatay ve birbirine paraleldi. Temas yüzeyi birkaç santimetrekareyi çoktan aşmıştı. İki farkı bedenin beş bazılarına göre altı duyu organı da artık tamamen karşısındakine odaklanmıştı. Tüm bu duyu trafiğinde çok fazla meşgul olması gereken beyinleri ilginç bir durağanlığa gömülmüştü. Sanki hiçbir şey düşünmüyorlardı. Duyuların yorumlandığı yer beyin olamazdı. Kalp atışlarındaki hızlanma bize komuta merkezi hakkında bir ipucu verse de henüz göğüsün o bölgesinde etkileri yorumlayabilecek yetenekte fiziksel bir yapıya rastlanmamıştı. Ama bu kadar muhteşem iki varlık için her şey fizikten ibaret olamazdı. Çoktan kurtuldukları giysileri artık bir hacmi örtmekten çok boşluğu doldurur gibi duruyordu. Fizyolojileri ölesiye değişmiş iki beden artık ritmik devinimler yaşıyordu. Frekansı gitgide artan bu devinimler iki beden arasında adeta bir köprü kurmuş onları birbirine bağlıyordu.

Uzunca bir aradan sonra devinim kesildi. Sistem artık durmuştu adama ait yaşam hücrelerinin kadına geçmesinden başka bir fiziksel alışveriş olmasa da iki insan artık bambaşka ruhsal yapılara bürünmüşlerdi. Sessizlik devam etti. Adam ciğerlerine dolan atmosferi beğenmemiş olacak ki yerde duran pantolonunun cebinden içinde kurutulmuş bitki yaprakları bulunan silindirik kağıt kaplamaları çıkardı havanın oksijeni bitkideki karbon ve adamın obur eliyle ateşe verip sigarasına değdirdiği alev birleşince tütün etrafa ışık saçarak yanmaya başladı. Adam iç basıncını göğsündeki bir kasla azalttı ortamdan tütün dumanı ile bir miktar hava ciğerlerine doldu. Kadın gözlerini tekrar adama yöneltti aralarındaki paralellik bozuldu. Titrek sesiyle kadın:

                     Seni seviyorum, dedi

Adam başıyla onayladı. Kadın gözyaşlarını saklayarak arkasını döndü odanın lambası söndü bir süre sonra vücutları artık minimum enerji harcıyordu.

Kimileri buna ‘’uyku ‘’diyordu.

Üçüncü kısım: Duş –veya düş-

Adam, kadın uyanmadan önce zihninin ona oynadığı oyunu izliyordu dikkatsizce. Vücudu kendini yenilerken kapalı gözlerinde hayaller dans ediyordu. Upuzun bir yoldu aslında göremediği. Geniş olmayan bu yol dümdüzde değildi ve bir yere bile bağlanmıyordu. Yolun görünen son noktasındaki ufuk çizgisi adamın elini uzatıp değebileceği kadar uzaktı! Ve bir o kadar sıcaktı aynı zamanda. Bir ‘’an’’ önce ağacın ardından bir el uzandı bir ‘’an’’ sonra artık o bir el değildi ve ağaç artık adamdı. Adamın yerinde ise yeller esiyordu. Elini uzatsa dokunacağı kadar uzak! ufuk çizgisinin sıcaklığını artık yüzünde hissedebiliyordu. Gözlerini araladı kadın yüzünü okşuyordu. Gözlerini kapadı ağaç yerinde duruyordu.

Uyumamaya karar verdi, kararını uygulamamaya direndi, direnci kırıldı, uyandı. Güneşi görme sırası yeryüzünün bu kısmındaydı. Toparlandı beline bir çarşaf sarıp kendini sıcak suyun altına getirdi. Su düşey akısıyla üzerinden süzülürken dikey yönde manevi yükselişi ivmeli bir artış eğilimindeydi. Bedeni elleri üzerinde dolaşıp gözeneklerini açtı. Bir havluya sarılıp kendini kurutmaya başladı.

 Kimileri buna  ‘’duş –veya düş-‘’diyordu...

Dördüncü kısım: Mutluluk ve bedel

Henüz ıslaklığı geçmemişti ki salondan gelen güzel kokularla kendini banyodan çıkardı. Kadın uyanmış bir şeyler hazırlamıştı. Kokuları bu kadar güzel kılan onları hazırlayanın elleri ve o ellere sahip olan adamın yüklediği anlamdı. Ya da sadece kimyasal bir takım reaksiyonlar sonucu oluşmuş koku bileşikleriydi havadaki... Her ne olursa olsun koku adamı kendine çekiyordu. Salona vardığında kadın varlığının ve yaradılışının tüm güzelliğiyle kadın, adamın yanında var olmasını bekliyordu.

Karşılıklı oturdular. Adam eline aldığı küçük bir kutuyla dünyaya bir pencere açtı. Kadın pencereye doğru döndü. İkisi de anlamsız gözlerle bu sanal pencereye bakıyor içinde yaşadıkları evrenin ne boktan bir yer olduğuna kanaat getirip kafalarıyla onaylıyordular. Aynı zamanda bu boktan pencereden gözlerini ayıramıyorlar her saçma eylemi anlaşılamaz bir iç rahatlamasıyla seyrediyorlardı. İçinde bulundukları kutunun içine koydukları bu küçük kutuda gösterilen ve içinde yaşadıkları büyük küreden kesitler sunan bu pencere, onlara kendi dışlarındaki yaşamın sahteliğini yansıtırken onlar da kendi küçük kutularındaki huzurun ne büyük kürelere değişilemeyeceğini anlıyorlardı.

Anladıkları tek şeyde bu değildi üstelik. Çayları bitmişti dışarı çıkıp almaları gerekiyordu. Kahvaltı ve tüm o güzel kokuların bir bedeli vardı. Adam o bedeli yıllarca biriktirdiği belli bir branşa odaklanmış bilgi ve deneyimlerini, hem de tüm sevdiği o varlıklardan uzak kalarak, hem de uyumaya ayırdığı vakit kadar vakit harcayarak ödüyordu. Yani özgürlüğünü satıp küçük kağıt parçaları alıyor o kağıt parçalarını satıp çay alıyor sevdikleriyle çayı içerken özgürlüğünü geri kazanmaya çalışıyordu.

Oysa çayını kendi yetiştirse balkonunda ya da boş verse çay içmeye, biraz daha özgür kalabilirdi. Yine de adam özgürdü türdeşlerine göre. Çünkü özgürlük satılıp alınan kağıt parçaları çoğunu kendine esir etmişti çoktan. Adam kağıt parçalarını çay almak için kullansa da çayına başkalarının özgürlüğünü karıştırmazdı hiçbir zaman. Neticesinde hep az şekerli içti çayını ama çok tat aldı çok şekerli içenlerden.

Masanın üzeri boş olana kadar mutfak ile salon arasında gidip geldi kadın ve adam. Masa boşaldığında artık alışverişe çıkma zamanları gelmişti. İçinde bulundukları kutuya koydukları küçük kutudan izledikleri boktan dünyaya çıkmaya hazırlanıyorlardı.

Ayakkabılarını giydiler ayakları aşınmasın diye Elbiselerini giydiler vücutları iyi görünsün diye ve cüzdanlarını aldılar özgürlüklerini satıp çay içebilsinler diye.

 Kimileri buna ‘’kapitalizm’’ diyordu.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Şiirlerim, Patafizik denemelerim, Oulipo denemelerim, Deneysel Edebiyat metinlerim

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Kategori yok

Arkadaşlarım